suikast sanılan yıllanmış aşk



belki de hiçkimsenin umrunda olmayacak bir üçüncü sayfa haberiydi. çevirdiği metine atfen, imamın kitabına yazdığı önsöz aynen şu şekildeydi:

"koşarak önünden kaçtı otobüsün. üsküdar'da, aslında bütün istanbul'da yol verilmez, kendiniz alırsınız, ama dikkatli olmalısınız. bu kuralı uygulamıştı sadece. sabahın köründe ezanla beraber uyanmıştı. bu saatteki bu yoğunluğa analı bacılı bir küfür savurdu, yanından geçen sakallı amca ona ters ters bakınca, hemen uzadı oradan. sofilerin işi belli olmazdı, hele sabah vakitleri.

bir hafta önce caminin imamından aldığı kot pantolon kirden ve pastan simsiyah bir hal almıştı, pek üşümediği için üzerine geçirmediği gömleği ise nispeten iyi durumdaydı. bugün bu saçma sapan hayatının son günü olacaktı inşallah. öyle umut ediyordu. dedesinden kalma evde son bir buçuk senedir beş parasız yaşıyordu, çalışmadığı için dedesinden kalan yüklüce para da suyunu çekmişti. tek kalifiye özelliği osmanlıcayı iyi derecede bilmesiydi.

hayatını değiştiren de bu olmuştu. eski zamanlardan kalma gemicilik efsanelerini anlatan bir elyazmasını çevirmişti. son iki haftadır bundan ekmek yiyordu. geçen bir güvercin kafasına pisleyince kendini tutamadan sağlam bir küfür savurdu, imam tam camiden çıkarken. yüzü asıldı imamın, kafasını gösterdi sessizce, imam gülümsedi, bizimki rahatladı. ellerini şadırvanda yıkadıktan sonra, yüzünü yıkadı, bir ton kir aktı mazgallara, daha sonra tokalaştılar imamla. kirli a4 sayfalara yazılmış metini ceketinin iç cebine koymuştu bizimki, oradan çıkarıp imama uzattı. imam sayfanın kirliliğine değil de yazının güzelliğine takılmıştı, israfil ise tabakasından bir tane sigara çıkardı imam metini incelerken.

- olay olacağız olay...
- aman beyim ben bir yıkanayım yeter...
- tamam hadi bakalım.

israfili önce bir hamama soktu imam. tellakın burnunun direği kırılmıştı israfilin kokusundan, belki de bu yüzden sıcak suyu başından aşağı boca etti bizimkinin. bilemeyiz. tellak sürttükçe kir akıyordu israfil'in teninden. adam resmen deri değiştirmişti, simsiyah olan teni, bembeyaz olmuştu. "eskiden istanbul beyefendisiymiş bu" diye aklından geçirdi tellak, aynı hamam içinde traşını da oldu, uzun saçları bir düzene sokuldu, sinekkaydı traşı yapıldı. aynada kendine baktığında acı acı gülümsedi israfil. bu adam kendisi değildi, bu adam dedesinin yetiştirdiği efendi çocuktu, hiç olmak istemediği. dedesinin adıyla anılmıştı her zaman, o ölünce bile bu adla anılmasından rahatsız olan israfil, gelen aile dostlarını da bir bir kovmuştu evden, parayı da suyunu çekene kadar harcamış, daha sonra eşyaları satmıştı. bir kanepe vardı şimdi evde, bir iki kat battaniye, köşede de yazı masası.. kıyamamıştı o masaya nedense.

bunlar gözünün önünden geçerken suratına bir tokat attı kendine gelmek için, yanağı kızarmıştı ama olsun, duygusal olmanın vakti değildi şimdi, kitap yayınlanacak, esma'yı bulacaktı. üsküdarın güzelini, karşına çıkmaya cesaret edemediği. yıllardır cebinde sakladığı resmini takım elbisenin iç cebinden çıkarıp şöyle bir baktıktan sonra, acaba ne yapıyor diye ilk defa düşündü. sonra vazgeçti, bu konu sonra düşünülecekti.

gece olmuştu o bunları düşünürken, saat 10 civarıydı, yeniden medeni bir insan olmuştu. kapıdan çıktığında kalabalık iyice artmıştı, kalabalığı yararak kazı çalışması yapıldığını sandığı bölgeyi çevreleyen şeriti aştı, ama hiç iş aracı yoktu. tam karşısında esma vardı, şeritin öte tarafında, koşmaya başladı...

- durrr...
- noluyo burada..

koşmakta olduğu halde elini ceketinin iç cebine doğru götürdü, bir yandan da esmaya bakıyordu, ama arkalarındaki polis silah çıkartıyor sanmıştı. kültür sanat faaliyetinin ortasında olan belediye başkanı oradaydı, kalabaklıkta bundan kaynaklanıyordu zaten. tehdit olarak gördüğü adamın elini cebine götürdüğünü gören polis, suikast sanmıştı olayı...

yıllanmış aşk, suikast sanılmıştı...

polis iki el ateş etti eminönü iskelesinin önünde israfil'e, yere düşmesi gecikince bir tane daha. sendeledi ve yere düştü israfil. kafasını son bir gayretle kaldırdığında ona bakan yüzler arasında esma'nınkini de gördü, gülümseyerek yavaşça kafasını önüne düşürdü:

- eşhedü enla...

ağzından gelen kanın ıslattığı yere doğru bakıyordu herkes, neden güldüğünü kimse anlamamıştı, polis bin pişman üstünü ararken, esma'nın fotoğrafını buldu cebinde. esma o tarafa doğru dikkatlice bakıyordu:

- akrabası mısınız?
- e evet.. demişti ne diyeceğini bilemeden...

esma beklerken başında cansız bedenin, bilmiyordu yerde yatanın israfil olduğunu, polis bilmiyordu birkaç gün sonra olay yaratacak kitabın yazarını vurduğunu.. evine giden imam da bilmiyordu vurulanın israfil olduğu. ama israfil'in ruhu semaya yükselirken, esma'ya bakıyordu mütemadiyen, yağmur başlamış etkinlik bitmişti. başkanın emriyle israfilin bedeni üstüne gazeteler örtüldü, sabah tırstığı sofi gözlerini kapattı bizimkinin, ruhuna fatiha okudu. semaya doğru yükselirken "o kadar saydık arkasından ama, iyi adammış" diye içinden geçirdi israfil, "iyi adammış vesselam."

yağmur yıkadı israfilin bedenini, kanlar kanalizasyona aktı, kimliği belirsiz bir kaç görevli gelip bedenini kaldırdılar ordan, esma da gitti. bedenini sıradan bir cami imamı yıkadı, dört beş kişi vardı namazında, şimdi mezar taşında hiçbirşey yazmıyor israfil'in ruhuna fatiha dışında. aşkını da alıp gitmişti zaten."

Reply to this post

Yorum Gönder