eskidikçe değeri artan vasiyet

kadın seksen metrekarelik evine girmişti, anahtarı bıraktı vestiyere, ahmet yoktu ortalıkta, zaten bu saatte olmazdı evde ama erken geleceğini söylemişti. balkonun kapısı açıktı, istanbulda hava bulutlu. masanın üzerinde bir not buldu, vasiyet yazıyordu tepesinde.

"mide spazmı geçiriken her kuralın duvarda yazmadığını farkedersiniz, yüzünüz asık bir halde ellerinizi midenizin üzerine bastırıken, camdan size bakan kediye zoraki bir gülümseme fırlatırsınız, kedi kaybolur gider karanlıkta. mideniz bulantılarda, ağzınızın içinde bir sigara kokusu.

hava bulutluyken sevgilinin gözlerinizde, size bakmaya başlarsa kendinize küfretmeye başlarsınız istemsiz. bunu farkederse elinizi tutar çeker midenizin üstünden. masmavi gözlerinde aradığınız huzuru bulmaya başlarsınız, sakin bir denizde seyreden geminin kaptanı gibi maviliği hissedersiniz. oysa sizi bilse, geri dönmemek üzere terkeder sizi, sessizliğiyle ölürsünüz. öldürdüğünüz üçüncü kişiden sonra kaybettiğiniz ruhunuzu size bulup getirendir o, kaybedecek birşeyi olmayan size kaybedecek büyük birşey kazandıran odur, size bir yumuşak karın kazandıran odur, rüyasız geçen gecelerinize yüzüyle konuk olan sevgili, ilham perinizdir artık.

niye böyle yazıyorum ki ben, sadece senin okuyacağın bir hikaye bu.

yırttığım takvim yapraklarındaki şiirleri okumaya başlatan, ellerimi bile seven sen, neyim var ki senden başka? oysa ben en sevdiğim kadınları öldürdüm hep, yitip giderken gözlerinin canlılığı, masmavi gözlerinde hep huzuru gördüm ben. ama sen o kadar güzelsin ki, ellerim kilitleniyor o kısa anda, akan kanım yavaşlıyor sanki, kalp yerine sen atıyorsun sol tarafımda, kendimi vuramadığım için seni de vuramıyorum. gülümserken kendimi zorlarım ben, ama gözlerinde hava bulutluyken, benim gülümsememle güneşler açıyor sanki, bunu için kendimsen bile vazgeçmeye hazırım ben, yeter ki sen üzülme.

eline batan toplu iğnenin ufacık yaradan gelen kanı görünce dayanamıyorum, kan benim tutkum, ağzımdaki metal tat, bunu bana yapma, yaralanma, dikkat et kendine. kendimi tutamamaktan, tutkularımdan biri yüzünden seni vurmak istemiyorum. seni ilk gördüğümde, ikinci sigaramın ardından birinciyi ardından üçüncüyü yakmıştım, evimin karşısındaki balkonda pencereler daima kapalı olurdu, ama o gün açıktı, içerden bir yan flüt sesi geliyordu. öyle keskin, öyle içten notalardı ki. ardı ardına yakarken sigaralarımı beni birden ses kesilmişti ve sen çıkmıştın ortaya, hayatımdaki en önemli cesareti orada gösterdim sanırım; direk gözlerinin içine bakarak. geri dönülmez bir biçimde kendimden uzaklaşırken sana yaklaşıyordum istemsiz. karşında durana duygular kazandırdığını bilemezdin sen, sağ elinin şehadet parmağı bantlı, saçları dağınık, sağ dirseğinden aşağısında bir smith wesson dövmesi olan çelimsiz biriydim ben. seni gördükten sonra masmavi gözlerinin hatırına, bir kalyon çizdirdim sağ omzuma, 99 toplu, allah'ın armağınıydın sen bana.

hakkında denilebilecek o kadar şey var ki aslında, beceriksiz bir insan olarak yazamıyorum daha fazla. beni unutma lütfen, seni vuramadığım için kendimi vurmalıyım, ağrılarım ve açlığım durmayacak başka türlü. şimdi arkanı dön."

arkasını döndüğünde, ahmet balkondaydı, elindeki smith wesson'un aynısı kolunda çiziliydi, duruşları bile aynıydı. silahını ters tutuyordu, belli ki dövmeyle uyumluluğunu gösteriyordu, ölürken bile simetri aşkını yansıtıyordu. silah patlarken kadın ona doğru sadece birkaç adım atabilmişti, yüzündeki eğreti gülümseme merminin etkisiyle bozulurken, vücudu balkondan aşağı yuvarlandı, herkes balkondaydı. aşağı doğru baktı, yüzü ona doğru dönüktü ahmetin. koştu aşağıya doğru, kalabalığın arasından sıyrıldı. yüzünü silmeye çalışırken umutsuzca, siyah tişörtünün sıyrılanmasıyla farketti 99 toplu kalyonu, elif yazdığını gördü, gözyaşları sel olurken.

Reply to this post

Yorum Gönder