sınıra gelince farkedilen şüpheli

mutlu son kadar sınır geçmek de film klişelerinden birdir. şüpheli sınıra kadar gelir oradan öteye geçemez, sirenler polisler filan. dikenli telleri uyarı olarak alan az insan var dünyada. birde dikenli tellerden canının acıması pahasına geçip özgürlüğünü kazananlar var, herkesin hayranlıkla izlediği. çoğu kişi göze alamaz bunu, göze alanlardan bazıları geçemez sınırı, geçenlerden bazıları umduğunu bulamaz, çok ufak bir kısmı-ne istediğini bilen- umduğunu bulur, istediğini alır.

aşık olmak da buna benzer biraz. çoğu kişi o dikenli teli uzaktan seyredip kendi ülkesinin orta kısmında gerçeklikten uzak mutlu bir yaşam sürerken, sınırlarda yaşayanlar her daim huzursuz, ve hislerinde karasızdırlar, ne kendi duygularının vatandaşı olurlar ne dışarının, cesaret eksikliği en büyük zaaflarıdır. bir de denize sınırı olan insanlar vardır, bunlar sevenlerdir ama gelen dalgalara alışık olmalıdırlar. fazla açıldıklarında girdikleri sulardan çıkamayabilirler zira.

bir de bütün bir yolu o sınır geçmek için, sevmek ve sevilebilmek için gidenler vardır. planları vardır gelecekle ilgili, sınırı geçmekle ilgili. mutlu sonla ilgili. ama daha yola çıktığında annesi tarafından, yol üzerineyken manevi hava tarafından engellenirsin, vicdanın bile bile yara almana, sınırı geçmene müsaade etmez. tüm bu engelleri geçtiğin zaman, vicdanının sınırına geldiğin zaman, karşıdan sana el sallayan kalbine mi, yoksa bu taraftaki ruhuna mı mı cevap vereceksin bilemezsin.

işte o an o dikenli telleri koruyan vicdanına yakalanmamak için, mermilere isabet olmamak için hızlı davranmalısın, vicdanın telleri eskisin diye yıllarca o tellerin önünde beklersen, ne kalbin seni dinler bir daha, ne de karşındaki bekler seni yıllarca. bir kere kara verdin mi o tellerin arasından geçmek için yarı yolda canının acımasına aldırırsan, hayatın boyunca arada kalırsın, sen sevdiğinin seni oradan çıkaracağını düşünüyorsan yanlışlardasın. fanilerin pek azı böyle bir şeye nail olabilmiştir. yarı yolda açılan yaralarına bakma, köprüden geçerken aşağıya bakmadığın, intihar edeceğin binadan aşağıya bakmadığın gibi. zira intihar edeceklerin birçoğu binanın yüksekliğini göze alamadıklarından hayatları boyunca arada kalmışlardır.

arkandan seslenen vidanına ve mantığına aldırma dikenli tellerden geçerken, karşına bak, yeni doğan güneşin kızılıığını görüyorsan doğru yoldasın demektir. geride kalan bacağını da kurtardığın zaman tellerden, orada kalan elbise parçalarına ve damlayan kanına aldırma, geriye dönme asla, en iyi zafer henüz kazanılmamıştır. sen de kazandım sanma.

koş. arkana bakmadan koş, güneye doğru, güneşe doğru koş. yalpalayıp düşmelerine, tepende dönüp duran akbabalara aldırma, onlar anca vazgeçenlerin bedenlerinin sahipleridir. etrafta gördüğün onlarca kemik kalıntısına aldırma, onlar bu yolda düşüp şehit olanlara doğanın sahip çıkma şeklidir. güneş tepeye yaklaştığında, vahayı göreceksin, rüya sanma, yüzünü yıka ve ayaklarını ıslat. güneş yakıcılığını hissettirmeye başladığında, her toz zerresinden dahi sıcaklık fışkırmaya başladığı zaman, bir ağacın gölgesinde uyu. rüyanda onu göremeyeceksin, sadece karanlığı göreceksin, huzuru göreceksin.

kalktığında yüzünü yıkamak için eğildiğin suyun başında, suretinin hemen yanında sana sevdiğinin gülümseyen suretini görürsen şaşırma.

Reply to this post

Yorum Gönder