"yazdığım senaryolar anlatsın seni."

delilik alameti diyorlar. susuyorum. korktuğumdan değil, gripin ağrılarımı geçiriyor çünkü. trenleri seviyorum, onlar beni okula götürüyor. annemin dizlerinde sallanmadığımdan beri kötü rüyalar görüyorum.
sormayın bana diyorum, ben senaryo yazmıyorum. her şeyin daha iyi olduğu bir yere gitmek istiyorum. en iyi olduğu yere değil. her şeyin biraz daha iyi olmasına ihtiyacım var sadece. annelerin babaların değil, eriklerin martta olgunlaşması gibi. çocukların öğretmelerini biraz sevdikleri ve ders sürelerinin yarım saati aşmadığı.

okulu bırakıp yurtdışına kaçasım var. bu plan da tutmazsa tüm ansiklopedileri yakıp güneşe çıkmak istiyorum. bilgi olmadığı zaman daha mutlu insanlar, farkında değiller. bugün çarşamba. pencereden görünenler ilgimi çekmiyor. kör testerler var. ağaları kesiyorlarlar. onlardan kağıt oluyor, senaryo yazılıyor, o senaryolar seni anlatamıyor. kağıtları yakınca ağaçları da yakmış sayılıyoruz, senaryolar film karelerine hapsoluyorlar. 

kafamı yere eğiyorum sanki altımdaki levhaların hareket edişini görebilecekmişim gibi. her şey birbiri üzerine biniyor, dağlar oluşuyor.  öğrenciliğim uzun süren bir hastalık. geçmiyor. duruyorum. dünyam benim dışımdan dönüyor, sürekli bir tutamak arıyorum. bulamayınca düşüyorum. kendim kendimi farkediyorum, babamı hatırlıyorum.

diyorum ki babama, "oğul olmak nasıl bir duygu?", "baba olduğunda anlarsın" diyor ve telefon kesiliyor. hayallerde bile kapsama alanı var. yüz yüze gelmediğimiz için şanslıyız. yoksa nice olurdu halim? babalar ve rencide ruhlar.

kussam rahatlayacağım.

1 comment

dinamo | 30 Nisan 2012 00:20

Bu nedir ya? Muhteşemsin.Mükemmele yatkınsın ... Acayip beğendim.

Yorum Gönder