parkeleri sayan adam


"parkeleri sayarken görebilirsiniz beni, yuvarlak parkeler için belediyeye kızarım, insanların bakışlarını üzerimde hissettiğimde yavaşça gülümserim ve çevremdeki sesleri değil bakışları hissederim. "

2 kilometrelik bir parkeli yolun başındaydı, ellerini cebine attı, mp3 çlarını çıkarttı, siyah kulaklarını çıkarttı, daha sonra karışan kabloları birbirbirnden ayırdı, ve sıradaki şarkıyı dinlemeye başladı:

"
he's not the man you see at home
he's someone else inside
his life's no longer his own
he's someone else inside
creepin' up when you're alone
and now he stands inside
he wants to take you to hell
but for him it's heaven
"

şapkasını düzeltti ve yürümeye başladı, önce bir çift yanından geçti, ama ilişkilerinin uzun sürmesini beklemiyordu, çünkü ayakkabılar uyuşmuyordu, biri kundura, diğeri spor giyiniyordu çünkü. devam etti yürümeye, yerde birçok bankomat fişi vardı, bugün maaş çeken çok insan olmalıydı, ya da para yatırmayla alakalı olay vardı bugünlerde, bilemiyordu, ülke gündemini o kadar takip etmiyordu. kahve köşelerinde elinde çayla ülke kurtaran bir adam olmamıştı hiçbir zaman, birine çarptı, ağzını açmadan özür diler gibi bir ahreket yaptı, ne hakkında düşündüğünü unuttu.

sonra bir çift kırımızı rugan gördü, şarkı değişti, ruh dünyası da değişti, parkeler köşeli olanlardan yuvarlak olanlara geçti, ruhu sıkılıyordu. aklına gene gelmişti en büyük başarısızlığı.. küfretmemek için bir sigara yaktı, siyah ve karanfilli. küçük bir çocuk ona baktı, o dabakışlarıyla karşılık verdi, sonra boylu boyunca yere secde etti. sinirle arkasını dönünce gördü başarısızlığını, gülümsüyordu, üstünü başını silkedi başarısızlık, ellerini çekmesini istedi üzerinden. ama içinden yaptı bunu, çünkü dokunsa yakardı tenini başarısızlık, biliyordu.

kulaklığının tekini çıkardı ve yürümeye başladılar; başarızlık ve başarısız. o parkeleri saymaya devam ederken, başarısızlığın sesi ve çalan müzik birbirini tamamlıyordu, heyecanla anlatıyordu ama parkeleri sayan adamın içi bin parçaya bölünüyordu. başarısızlık da çok sevmişti onu, ama başka birini daha çok sevmişti, parkeleri seven adamın verecek daha fazla sevgisi yoktu ve kaybetmişti onu. başarısızlık hala anlatıyordu eski anıları, o hep ağaçlara bakarak yürüyordu, yanındakine inat ve parkeleri sayan adama dedi: "ben seni hala seviyorum". ağaçlara bakan başarısızlık durdu, ama dumadı başarısız. sonra koşar adım geldi,

- ee, ne diyorsun, dedi.
- şimdi olmaz, daha ikindi vakti, dedi parkeleri sayan adam...

ve elini cebine attı, yürümeye devam ettiler, rüzgar kuzeyden esiyordu, ve hava soğumuştu. başarıszlık da kafasını eğmişti önüne ve yürüyorlardı... artık ikisi de başarısızdı sanki, belki de yanılıyordu ama görünen buydu dışarıdan. parkeleri sayan adam kestane aldı, başarısızlığa. çok severdi biiliyordu, ve elini cebine attı tekrardan, şapkasını iyice önüne eğdi. diğer kulaklığını da çıkardı ve müziği kapattı. yıllardır cebinde taşıdığı kağıdı çıkarmanın vakti gelmişti, bunca yıl beklediği an, işte elindeydi herşey ama yapmak istemiyordu...

başarısızlık da konuşmuyordu artık ama arkasından spontane bir şiir gelecekti parkeleri sayan adamdan, biliyordu. vurgusuz, kimseyi suçlamayan ve bir cavap niteliği taşıyan, her mısranın sonu kendinizi belirleyeceğiniz...

iki kilometrelik yolun sonuna gelindi, parkeleri sayan adam kafasını kaldırmadı, parkelere bakarak birkaç mısra okudu, herkesin içinde, şehrin en kalabalık yerinde:

"
seni aradım günler boyu
ama bulamayınca yalnızlığı aradım
karanlığa düştüm, üstüm kirlendi
şapka aldım ve saçlarım güçsüzleşti,
anneme yalan söyledim, dolaptaki şurubu içmiştim aslında,
hayatım imla hatasıydı oysa,
ben senden ayrı yazılamazdım
yüksek kaldırımlarda otururken
galatayı seyrettim,
seni düşündüm, sonra anlatırım.
zokayı yuttum
buz gibi derin suda,
çırpındım
avcının işini kolaylaştırdım
sudan çıktım
üşümedim, seni aradım tekrar
parkeleri sayarken geldin
şansa inanmam
ama matematiğe inancım arttı.
"

Reply to this post

Yorum Gönder