saatlerce kadıköy de beklemenin sebebi


allah'ım, ünlemler yetersiz kalıyor bazen.

kaderimde kelimesini kullananları tanıyorum acınası teslimiyetlerinden. anarşi toplumunu tam manasıyla yaşayamadığımdan bilemiyorum adrenalinin sınıra dayanmasını. ve eline kalem alıp birilerini yaralamakla bu işlerin yürümeyeceğini anladığımda henüz on beş yaşımın kışındaydım. protesto, senden büyüklere yapıldığında bir mana ifade etmiyordu oysa, canları isterlerse yapıyorlar çünkü.

antidepresanlar ve tam arkamda patlatılan poşetin şoku bir işe yaramaz. içi boş bedenler ancak tabutteyken saygı görüyor bu dünyada. bir gardırop insan bedeni, kullanmadığımız onca duyguyu, hayatımızdan silip attığımız insanları, ütüleyip insanlara gösterdiğimiz güleryüzü sakladığımız.

ne de muğlak bulutlar, her bakan farklı bir şey görüyor, kendi umudunu arıyor, hüznünü ona yükleyip rüzgarla sürüklenip gitmesini isteyeceği bir gemi tahayyül ediyor belki. çok yer, az kilo alır tipi insanlar var ama çok sever, az üzülür tipi insanlar görmedim hiç. kaplıyor katranı otoyollara makineler, sıcak ama insanı bunaltan bir buhar yükseliyor yeni yapılan otobanlardan.al pacino arıyoruz her yaralı yüzde, beyaz perdeyi hayatımıza uyarlamamızın imkansızlığını bile bile.

yardımın, ilk yardım dolaplarında değilde, sıcacık bir battaniye altında olduğu kışlar geçirdim ben. gerekiyor belki de sessiz sedasız uzaklaşmak güpegündüz, ufukta kayboluşunu izlettireceksin insanlara, bir karıncaya benzetecekler seni. kadıköydeyim, ruhsuz bir semtin, ruhsuz bir büfesinde, ruhsuz bir balığın içinde olduğu yarım ekmeği yiyorum, bir telgraf çekmeli. stop.

allah'ım, sana virgüllerle seslenemiyorum.

kaderim bu belki de demedim hiç, demeyeceğim inadına, bekleyeceğim kütüğün üzerinde karşıma bir keçi gelene kadar. bu kadar kolay bıkmamalı insan hayattan, daha yarısına gelmeden bitti şarjımız. sentimental kelimesinin az kullanılıyor olması, kırılgan kelimesinin daha vurucu olmasından belki, ama bunu bilmem bir şeyleri değiştirmiyor. ambargo sadece sınırlarda uygulanmıyor, bu gözler birbirine kalplerini yıllarca kapatmış insanlar gördü.

alternatif kelimesinin başına çorap ördüğü bir ben varımdır dünyada, bu kelimeyi bu kadar önemseyen başka biri daha bulamazsınız sevdiğim kız dışında. referans, kargaşanın başlangıcı, yapmanız gereken aramalar için geç kalmayın. potansiyel aldatıcılık var bir de, ne kadar ekmek o kadar köfte düsturuyla döner bu dünya. salvo asla bir çöküşü simgelemez, sadece elimdekini tek seferde senin üzerinde deniyorum demektir anlayana, güçsüzsen yıkılırsın. yok varın karşılığı değildir, sadece göremediğiniz ama aramak istemediğiniz zaman ağzınızdan istemsiz çıkar.

sadece çaresizliğinizin gözükmemesini istersin ama uyan artık, beklediğini istesen de vermeyecekler. klostrofobi kendi içinde de yalnız ve karanlıkta kalmaktır biraz, gözlerinizi açında ışık girsin içeri. hicran hayatının sonlarında olan ağlak bir kadın ismi olabilir pekala. tribülans anonsu gereksizdir, uçak düşse de bir şey yapamazsın, düşmese de, celladını daha yakından tanımak ölümünü kolaylaştıracak mı sanki? ve şok, tanıdığınızı sandığınız yabancıdan gelir.

cariyeler saba makamında hiç şarkı söylediler mi acaba, özlediler mi memleketlerini, çoğunluğu oluşturan sıradan biri olmayı neden bu kadar çabuk kabul ettiler? çekilmiş bir arabanın içinde uyama kayıtsızlığına sahip olmak, ucak olmayan bir gelecekte mümkün olmalı. yer altına inmek marifet olsaydı, fareler yerine biz yaşardık oralarda. cumburlop, çocukken popüler olan, sonradan unutulan, biraz da ıslak sonbahar.

allah'ım, noktalar için ne kadar şükretsem az sana.

kaderimi çok dert etmiyorum, başa gelen çekilir de demiyorum, sırası geleni yapıyorum. sen kadar olamadım dediğimde, karşımdakini aşalağılıyorum farkındasındır umarım. yazdın ve gittin, bir bomba bıraktın dünyaya patlamaya hazır, bunun hesabı sorulacak, bu iş burada bitmez.sen kaçıyorsun kovalanmak umuduyla arkana bakarak, göremediğin hendekler var koşu yolunda. bilirsin, kalem kullanmak zor gibidir, kurguladığın karakteri ilk kez öldürdüğünde, bir daha yazamayacak gibi olursun, ama korkma, öldürdükçe alışıyorsun.

kalbim, doktorlara emanet edilmeyecek kadar değerli, belki de bu yüzden karıştırıyorum şiir kitaplarını. oyuncak mı o baktığın diye seslendiğinde annem diğer odadan, kitap diye bağırmıştım sadece. ne, ne olduğu bilgisiyle yaratılıyor, ama insan, insan olduğunu çok çabuk unutuyor. kolayvazgeçmek eksi gibi gözükür çoğu kişinin gözüne, zararın neresinden değil, başından dönersen kardır, bilmiyor insanlar. kırılıyor belki de altımdaki fay hattı, belki de bir kaç saat sonra siyasi sürtüşmelerin geride kaldığı sokaklara ineceğiz pijamalarımızla.

deplasmandır sesini çok çıkarman gereken yer, daha fazla kişinin sesini bastırmak durumundasındır çünkü. bu dünya, durduğunuz yere bağlı olarak oynatabileceğiz bir yer. diyor ya öğretmenler günü gününe çalışın diye, soralım o zaman: koca servetlerin üzerinde oturmak için de günü gününe çalışmak gerekiyor mu hocam? albino bir insan, ona yönelen bir cadde dolusu insanın bakışlarını göğüslemek zorunda. şeyhim, sözün hikmeti ile tedavi mümkün mü?

plasebo, bilmeden kendi kendine güvenmek. yutturuyor ya birer birer lokmaları annem benim ağzıma, faydası olup olmayacağını bilmeden yiyorum, sırf büyümek için. bana sormadı kimse büyümek ister misin diye, ama sorsalar da isterdim, dünya sen büyük olunca daha da büyüyor, sınırlarını biliyorsun. depresif bir saat, belki de bir milisaniye geçiyor, göreceli olarak pek tabii. doktor ona ödediğim paranın satın aldığı sürenin dolduğunu söyleyip, beni kendimle baş başa bırakıyor:

allah'ım,

kaderimden şikâyetçi değilim, aksine bahtiyarım evrende bana da rol verdiğin için şahsen; allah'ım bizler senin falsolu kullarınız, n'olur bizden razı ol. 



Reply to this post

Yorum Gönder