gösterdiğim yere bak parmağıma değil

geçmiş gibi geldi de gitti. dönüş vardır amenna. duyduk ve biliyoruz. ne de güzel gittin, ellerine sağlık. yalnız gözlerimi ve bacaklarımı bağlamasaydın o sandalyeye ben de zevk alacaktım.

koşmuyor ve ağlamıyor. oysa ağlaması için neler vermezdim. ''gözyaşı'' kadar güzel kelime az bulunur. sadece bana ait olması gerektiğini hissediyorum. karbonmonoksit dolu bulutlardan gir damlalar düşüyor, simsiyah asfalta. küfrediyorsak reyting yükselsin diyedir. biz başkasının arabasıyla hastaneye gitmeyiz. bizim her birinden gurur duyduğumuz yaralarımız vardır. bizim mahallenin sadece bir tane yolu vardır, gelen de giden de bellidir, düşeni görürüz, kaldırırız. yapacak bir şey yok, koşmasa da uzaklaşıyor. belki kendi iradesiyle gidiyor ama kendi iradesiyle ağlamadığına eminim. on parmak yazsam da düşüncelerime yetişemiyorum. birini çok ağlatmak günah mıdır? esnemek de ayrı bir hoşluktur fakat, kahvaltıdan sonraki sigara ayrıdır. aklımızda objektiflikten eser kalmamıştır, alabildiğince subjektifiz. bu arada mantı bir yemekti, kimleri beğenmezdi ve neyse ki hegelin bundan haberi bir hiçti. su gibi akamıyorum ama onun gibi dalgalanıyorum. televizyonlar dedkorkut masallarındaki tepegözlere benziyor, ah bir okumuz olsa da tek gözünü kanlar içinde bıraksak. solumak. sigaralar senin içindir. çayı buraya bırakın. keşke var olsaydın da simitin susamlarını dökseydin.

duman demişken, djarum black candır. lafın gelişi yani, gidişinden sorumlu değilim. yoksa ne alaka. gösterdiğim yere bak parmağıma değil.

vazgeçtim. parmağıma bakın. kendi iradesiyle parmağını kaldırabilenler bir adım öne çıksın.

adım gibi eminim ki, eğer imkanının olup da bin defa daha dünyaya gelseydin, bin defa daha dağlarda ölecektin.

bileğimdeki izler daha taze. sanki uyanmadan kalktım. o yüzden bana gidişini anlatmayın korkarım. kimilerine sevgi bahşetmişim onu gördüm, bir daha yapmayacam söz. 

Reply to this post

Yorum Gönder