Çaybar Dağı

siz güneş gelsin diye perdeyi açtığınız an hava kapanır. hayat bir çok şeye benziyor inanın: tam ağzımızı açıp bir şeyler diyecek olduğumuzda kesilen sözümüz, dudağımızın kenarında paralanan o hüzünlü gülümsememiz mesela. sonra gözlerimizin yere inişi, kafamızı kaldırıp "evet" manasında sallayışımız, uzandığımız bardaktaki çayın soğuması.

aslında sürçen dilimiz, bilinçaltımızdan daha çok, aceleciliğimizi gözler önüne seriyor: birisi bizim sözümüzü kesmeden kendimizi ifade edelim, kendimiz yarım kaldıysak bile sözümüz yarım kalmasın. lafımız bitince bir yudum alalım sudan, boğazımızdaki kuruluğu temizleyelim, sigara yakalım. her şeyin üzerine, ama mutlaka kibritle.

paslı dualarımız var, unuttuğumuz, ki onlar içimize attıklarımızın nemiyle parlaklıklarını kaybetmiş hayallerimiz: mesela turnalar kurbağa yemeyi hayal etmez. çünkü turnalar farklı şeyleri simgeler, yakışmaz. ayıp. ibret vardır. alınır. alınan ibret iade edilemez. 


bu bahar gecesi kül tablasında söndürdüğüm sigara ile bitti.

Reply to this post

Yorum Gönder