rahlenin öte tarafında duran gül







keskin bir kokunun ardından duyduğunuz o son nefeste ya bu aldığım son olabilir korkusunu yaşamadan anlamayacaktım senin gittiğini. nefessiz kalmalarımın nedeni senken cebimdeki silahın içindeki kurşunun sebebi de sendin, sen bunları bilemezdin, sol şakağımdan kanlar akarken. rahlenin öte tarafında oturan bir öğrenciyken ben hocadan yediğim tokadın haddi hesabı yoktu bütün üstü kapalı göndermeler sanaydı, şiirlerim çok tutulmazdı ben yaşarken. öldüm ve mezarımdan çıkan bir ağacın bir yaprağı oldum. ağaç dahasonra bir parka taşındı. daldaki yapraktm artık, o yana bir bu yana sallanırken ben senin sevdandan, o daldan koparsam kuruyacağımı biliyordum. hiç kimsenin geçmediği o ağaçlı yolun en ortasındaki bankın altında kurumaya terkedildiğimden beri bahara inanmıyorum, üzerime tereddütsüz basacak bir ayakkabıyı beklemelerim gittikçe uzuyor.

vazgeçtim artık beklemelerden ve o fotograf çekildi içinde sadece benim olduğum, son baharı simgeleyen. benim izinim olmadan çekilmiş fotoğrafım insanları büyülerken ben yalnızca ama yalnızca seni düşlüyordum, fonda sadece gitar sesi, kesik kesik gelen. esen rüzgar sessizliği taşırken durduğum bankın altına, fotoğrafım bir galeriden diğerine gidiyordu. bir halimi hatırımı soran olmadı, en sonunda genç biri geldi çıkardı beni oradan bir günlüğün içine. sevdiği kişiye yazdığı şiirlerle yanyana durdum günlerce, kendi acım yetmezmiş gibi, bir de onun acısını çektim istemeyerek. bağırdım beni buradan çıkarın diye, sesim duyulmadı o günlüğün acı dolu sayfasında.

artık kurumaya başlarken gittikçe hızlanan bir şekilde, bazen sayfalar açılıyordu sessizce, gecenin bir vakti. ağlamalar ıslatırken günlüğün sayfalarını benim sayfamın açılmasını, az da olsa bir ışık görmeyi bekliyordum ben. günlerin nasıl geçtiği anlaşılmıyordu karanlıkta, ama uyuyamıyordum da artık. en sonunda günlüğü açtı biri hunharca, yırtarcasına çevirdi sayfalarını. benim olduğum sayfaya gelince durdu, beni bir kenara itti, şiiri okudu ve beni aldı. her an kırılıp bin bir toz parçasına ayrılabilirdim ama sıktım kendimi kırılmamak için.

bir gülün dibine bıraktı beni, sonra da güle su verdi, kıpkırmızı yapraklardan birine geçti ruhum. günlerce ışığın tadını çıkardım, insanların bana hayran hayran bakışı gördüm. sonra bir bağ makasıyla kesti beni günlüğü açan adam, sevdiğine verdi, su dolu bir vazodayım şimdi. herkes bana bakmıyor ama olsun.

Reply to this post

Yorum Gönder