Dırdırella - Chapter 3- Sudan Meseleler



dırdırella her geçe içiyor. içtikçe açılıyor. açıldıkça saçılıyor. saçıldıkça kusuyor. kustuktan sonra uyuyor. 
hor görme garibi kim bilir ne derdi vardır. batmasın bu dünya ama bitmeli artık kabuslar. ağlayarak uyandı... bir su koydum içti. yüzünü sildim. anlatmaya başladı. babamı gördüm. boğazıma yapıştı. gel diyordu gel. sonra sırtıma vurup beni bir mağaraya itti. etler derilerinden ayrılıyor. çığlıklar. beni burada bırakma diye sesi geliyor babamın...
 

bir hafta sonra ben okuldayım o memleketinde. 

hala aynı şekilde mi bahsediliyor bilmiyorum lakin bizim zamanımızda bilumum anarşik gomunist tip oraya takıldığı icin küba diye anılan okulun alt kantininden çayımı aldım. çevreye bakınırken başka bir fakültede okuyan lise arkadaşımı gördüm ama bir hırpanilik üzerinde sorma. berber sanki ondan tüyü bitmemiş yetim hakkını almış, saçının kırkta birini kesmiş. sakalının dörtte biri çenesinde. donunun beşte biri pantolonun dışında. kesirli bir adam işte anla ne demek istediğimi. selam kelam eyledik bir konferans için gelmiş. son günlerde ne var ne yok dedim. budist oldum dedi. tebrik ettim kendisini. nasıl oluyor bu iş, bana tebliğ et çakralarımı aç dedim. o da başladı anlatmaya; 

- dört tane şartı var sadece. namaz kılmamak, oruç tutmamak, hacca gitmemek, zekat vermemek. 
+ budizm kolaylık diniymiş. ya ilk şarta ne oldu hani kelime i şehadet? 
- daha o kadarına götüm yemiyor. 
+ senin hemşerin sayılırlar artık. tibet öküzü neydi hani bulmacalarda çıkıyor ya... olsa da yesek. 
- yemem ben onu. no kurban pliiz. ayrıca çok gizli bir bilgi bu. 
+ söylersen üçüncü gözünü mü oyacaklar. 
- onu boşver de şu karşıdan gelen hatun da ilik gibiymiş. kim lan bu. tanıyor musun, asl nedir, boş zamanlarında ne yapar, en sevdiği yemek ve burcu ne ve ve ve gerçek niyetimi belli ediyorum verir mi? 
+ tanıyorum. kendin olmazsan bir ihtimal dileğin gerçekleşebilir. 

kız benim sınıftandır. çağırdım gelip yanıma oturdu. arkadaş konuşmaya başlar; 

arkadaş; hi i am juan chai king. i am a budhist. 
hatun kişi; deli mi bu? 
ben; hayır, sadece işin kolayına kaçıyor. 

...

aynı gecenin akşamı yatmadan önce dırdırellayı aradım. gündelik hikayelerini dinledim. telefonda suskunlaşıyorum nedense. evet, hayır ve bakarızlı geçiştirilmiş cevaplarla dolu cümlelerim. halbuki uzak bir şehirdedir ve gercekten özlemişsindir ne bileyim coş koş heyecanla konuş değil mi. yok ama yok susuyor dil işte. özledim diyorum, ben de diyor. 
- bir sorun mu var. 
- hayır yorgunum. sonra görüşürüz. görüşebiliriz. umarım. 
- iyi geceler. 

rüyamda eve gelmişim kapıyı çalıyorum kimse açmıyor. anahtarı sokuyorum kilide. iceri giriyorum bakıyorum orada sevdiceğim beyazlar icerisinde. ayakları birbirine girmiş dirsekleri dizlerinde her iki baş parmagı orta parmaklarını tutuyor. büyük bir sukunet icerisinde oturmuş. koşuyorum sarsıyorum kız ne oldu sana diyorum çarpıldın mı yahu. hic istifini bozmuyor. bir süre sonra yanaklarını şişiriyor ve poff diye havayı bırakıyor ve gözlerini açıyor. kalkıyor ayaga sitem ediyor ne anlayışsız adam mışım iki dakika yoga yapmasına izin vermemişim cart curt. ne yogası yahu diyorum bu da yeni mi çıktı ne işe yarıyor bu melanet diyorum. gözlerimin içine bakıp '' boşluğu keşfet!'' diyor ve süzülerek yürüyor yatak odasına doğru. tam peşinden gideceğimki salona shaolin rahipleri doluşuyor. etrafımı çeviriyorlar. gardımı alıyorum. yılan yumrugu ve kartal pencesini bilirim çekilin hüleyn diyorum. umurlarında değil üstüme doğru slow motionda uçan tekmelerle geliyorlar. ben bir dakika arkadaşlar telefon açmalıyım diyorum havada asılı kalıyorlar. dalai lamayı arıyorum. üstad senin elemanlar burada ipnelik yapıyorlar diyorum. ver şu deyyusları telefona diyor. birine uzatıyorum. konuşuyor. mahcup bir ifadeyle suratıma bakıyor affet abi bilemedik diyor. yere doğru iniyorlar. ücüncü götünüzü acmadıgım icin şükredin diyorum. elimi öpüp kayboluyorlar. iceri geciyorum. hatun uyumuş bembeyaz kıyafetiyle. yanına uzanıyorum... o sırada uyandım. yatakta kolumu yan tarafa kulac atar gibi bıraktım. boşluktan başka bir şey yoktu... 

kalkıp yastığı sırtıma destek yaptım. karanlıkta komidinin üstünden el yordamıyla sigarayı buldum. yaktım. derin bir nefesle içime çektim ve dumanı aumuna koyayım diyerek bıraktım. 

...

İki hafta sonra döndü. babasını defnetmişler. o mezarına günlerce gidememiş ama rahatlamış gibi. tüm sığınma arzusunu yitirmişti ve acılarının ona verdiği maskelerden sıyrılıyordu. artık her cümlesi 'ben' ile başlıyordu. 

ilk ders bitmiş sınıf boşalmıştı. yanımda oturuyordu ama uzaktık. berbat bir tartışma yaşanmıştı. uzun süredir soguk rüzgarlar esiyordu ankara ayazında. sarsılan düzen yıkılmak üzereydi. 

- ben kendime bir çay alacagım çıkıyorum. 
+ bana da bir su getirir misin? 
- ben bundan sonraki derse girmeyeceğim! 
+ peki. 

sonra eve gittim. yarım ekmek arasında aklımı yedim. öğrenciyiz ya öğrenci evindeyiz işte. öğrenci evi diye bir söz var. yani hiçbir zaman oturanlarının kimliği bilinmeyecek evler. orası öğrenci evidir. güvenilmezdir. kişilerin isminin ve kim olduklarının önemi yoktur. kesin bir ibnelik peşindedir onlar. ve birkaç polis gelir. doğası gereği tuzak yıgınları vardır bu evlerde. herkes bilir kendisi düzensizliği içindeki düzeni. burada makro iktisat notları iki adım geride iktisadi düşünceler tarihi beri yanda mali analiz teknikleri. içeri bir sürü dalar. kitaplara ve ders notlarına tekme savrulur. ev olur virane. 

cep telefonumdan kardeşimi aradım. ''ben bu gece emniyetteyim. sebebini bilmiyorum. anneme söyleme üzülmesin.'' o çok hassastır. güçlü görünmek için içi kavrulsa da bir gün olsun haykıra haykıra ağlamamıştır. kendini yiyip bitirir. nice kahreden haberler aldığında yüzünü elleri arasına gömer saçları başındaki tülbentten sıyrılıp yüzüne akar. ''ben bu gece emniyetteyim, avukatı ara...'' 

adli tıp. bir şeyin var mı. sorun yok. alkol kullanmıyorum. dışarı çık. kelepçeyi tak. emniyet genel müdürlüğüne yollan. kelepçeden kurtul. anahtar, telefon, cüzdan. kemerini çıkar. sarıya boyanmış demir parmaklıklar açıldı. gardiyana döndüm; 

- su getirir misin? 

soğuk bir nezarethane gecelemesi. ben ve arkadaşım aynı hücreye konulmuşuz ve ona döndüm; 

- lan kamil yine ne iş karıştırdın? 
+ bir şey yok. evden okula okuldan eyleme benim rutinim bu. 
- rutinine sokayım. 
+bence senden dolayı almışlardır bizi ahaha. 
- dogru tabi. düzeni bozdum bugün. 
+ nasıl yani? 
- hatunla ayrıldık tüm düzen altüst oldu. devlet beni çok yanlış anladı kamil. 
+ puhahasss.. harbi mi ya... neden ayrıldınız? 
- sudan bir mesele. 

ne kadar dalga geçerseniz geçin içerdeki adam psikolojisi giderek ruhunuzu işgal ediyor. hafiften mala bağlıyorsunuz. bu gecelerde kendilerine şairlik indirilenler olduğunu bile duydum... sürekli ertesi gün neler olacak acaba diye kendinize soruyorsunuz. savcıya vereceğiniz ifadeyi tekrarlarlıyorsunuz. asla kafanızdan gerçekten geçenleri söylemeyeceğinizi yahut söyleyemeyeceğinizi biliyorsunuz ama yine de bunu düşünmekten kendinizi alıkoyamıyorsunuz. ben de kendi savunmamı göz kapaklarımın ardına saklanarak yazmaya başlıyorum.
 
'' bana ugruna ölünecek tek bir satır verin kırk kahır çekmeye razıyım, bana şeref duyacağım bir kahır verin kırk satır biçileyim. tek bir delil getirin kırk satır günahımı fişleyin. satırlar taşlaşmış olanı doğrayamıyor, natırlar asla insanın içine işleyeni de temizleyemiyor. bu kafiye merakı insanı bir yere vardırmıyor. 
adaletsiz bir adalet mekanizması beni tutarlı olmamaya itiyor. 
neden aldınız beni içeriye? hangi cümle yaktı şanlı otoritenizin ciğerini. 
bir bardak suyu esirgediniz benden! 
hangi eylem bunu yasakladı dudaklarımıza. korkmayın su içince dokunulmazlık sadece masalsı yılanlar diyarında kalkıyor. 
kahrolmasın böyle düzen. 
kimse kahrolmasın memur bey, 
kahrolsun demekle kimse kahrolmuyor zaten. 
siz de görevinizi yapıyorsunuz. yaptıgınızı zannediyorsunuz.'' 
...
 
ertesi gün mahkemeye sevkedildik ifade verdik ve salıverildik. kendilerinden su istediğim iki insan bir gecede sıyrıldı hayatımdan. birini sevmek için sebebim yoktu birini sevmek için sebeplerim tükenmişti. 

- neden almışlar sizi? 
+ sudan bir mesele 

Reply to this post

Yorum Gönder