Bir baykuşun gözüyle sessizce gitmek ne demektir?



I. baykuşun gözleri


hikayelerde anlattılar ve kaf dağının ardında buluştular. benim yazamadığım öyküler ve kelimelerimle tarif edemediğim ter kokan arabesk minibüsler var bilinmeyen hatlarda. başkası yazarken, cümleleriyle kağıda döktüğü hayali çok ses çıkarıyordu, uyuyamadım, sinirliyim. ben hep müstakil bir evin önündeki fesleğene dikkat ettim. kendisi büyük sesi kısık insanlar tanıdım, fikirleri duyulmuyordu kahve köşelerinde. sen de tanıdıysan, çayı şekersiz içelim, banliyölere güvenelim.

şal satılan dükkanlara girdiğinde çıkamayan annelerimiz var, şükür rabbime... hiç yaşanmamış ve yapılmamış yemekler var ve bence onlar en güzelleri. sesimi kesiyorum anne tamam.

sevmediğim ve daha önce görmediğim kadınlar geliyor gündüzlerime. sessizce yanlarından geçerken, ürperiyorum ikinci vakitleri. bir baykuşun gözleriyle görüyorum. kafamı iki yüz yetmiş derece çeviremiyorum ama. önündekileri bile göremeyenler var rabbime şükür, ben kafamı iki yüz yetmiş derece çeviremesem de olur. okuduğumuzu anladık mı: bendeki her sen aslında olmayabilir, sabun köpüğünden bir hayal gibi. o zaman ahtapotlara inan, onlar daha fazla dokunabilir. 






II. sessizce gitmek ne demektir?

hiçbir şeyi yazmak zorunda değiliz. kaç kelimelik olduğunu anlamak için yazılır bazı yazılar. gözyaşı kelimesi oldukça nemli bir kelimedir. seni sevdiğim günlerde daha az yazıyorum ve bu beni rahatsız ediyor. yazdığım zaman seni yeterince sevemiyorum, zaten her şey yolunda olsa kim sevebilir. bizi yazmaya iten sebeplerle yazmamaya iten sebeplerle aynı. ama şimdi bunlar biraz entel dantel konular özet geçelim.

gece lambasının ışığında küreselleşme konusunu düşünüp habermas'a söven insanlar var orta-asyada. bizim burada sular kesik öğretmenim çalışamadım. ben burada o kadar salgara ve tekdüze konuşuyorum ki, bana inanıyorsun. oysa inanmak da bir yağmurdur yeryüzünde.

hayatımızı değiştirecek binalar hep betonarme. onlardan yayılan sıcak bizi eritiyor. ne öğrendik onca bulmacadan: karadeniz iç anadoludan kuzeydedir. yukarıdan aşağıya üç harfli: acı. pazar yerleri kıyamet gününü andırıyor her seferinde ama şu bağıran amcayı nereye koysam bilemedim bu tiyatroda. daha yeni gelmiştik oysa.

bazen kıyamet ayrılmış iki eldir, ağlayan iki gözdür. şimdi ayan beyan söyle bana, bağır: sessizce gitmek ne demektir? gidenler hep yağmurlarla mı giderler, sulu sepken de yağar mı? işte o zaman anlayacağız terk etmek ne demektir, sessizce gitmek ne demektir.

3 comments

Esmanur | 24 Ağustos 2010 16:01

bazen bir hikâye tutuşmuş iki eldir, kenetlenmiş on parmaktır. şimdi gizlice söyle bana, saklı düşler ne demektir. yağmur ne demektir terk ne demektir. işte o zaman anlayacağız yeniden gitmek ne demektir. " e serbes

Esmanur | 24 Ağustos 2010 16:02

kasıtlı mı yazının böyle formlandırılışı ?

yarı-deli stilize kitabî | 14 Eylül 2010 12:03

sonu o şekilde formatlandırıldı.

Yorum Gönder