bir devam yazısı

unutmak için yazarsanız bazen, yazılan kelimeler o yüzden siyahtır. mürekkep cızırdadıkça kağıdın üzerinde bir rahatlama hissedersiniz. tokasından gelen metalle karışık kokuyu yazarsanız belki, ama her giydiğiniz gömleğin cebinde onun tokasının olmasını anlatamazsınız. hissetmek için kazımak gerekir çünkü.

açık pencereden gelen yağmurun kokusunda onun kokusunu arasınız.

dökülen saçlarım sen ellerinle tararken daha güzeldi oysa. şimdi fotoğrafların eskimeye başlamış köşelerinden. sen gitmeden seni iki kişilik sevmeliydim belki de, bu kadar yük olmamalıydım sana.

kediden korkan kardeşim kadar korkuyordum seni kaybetmekten, kapıyı vurup gittiğinde kendi köşemde büzüşüp kaldım. uzun yazmadan uzaklığı ifade edemedim hiç. saatleri sen yokken durdurdum, seni hep güzel hatırlamak için. seni bir öğle ezanı vaktinde sultanahmette gördüm, ben yirmi bir olduğumda. şadırvanın köşesinden izledim seni, etrafındaki her şey bulanıklaşıp giderken. hayat memat meselesi gibi baktım, ekmek su gibi baktım sana, iyi ki görmedin beni.

- yıktın harap ettin kendini be, ne demiş şair;

"birşey diyeyim mi sana oğlum?
şimdi dönsen buralara
ne gidilecek bir yol
ne uğruna ölünecek bir kadın
ne de sabaha kadar konuşarak sana vaadettiklerim
"

öyle sözler ediyorlar ki bu şairler, seni görmeden, beni anlatan.
öyle cümleler var ki şu dünya da, seni sevmeden, beni yaralayan.

"kandırdım seni oğlum
parayı dert etme diye
yok öyle birşey, başarısızlık diye
illa da başkası olmaya çalışma salak gibi
bir kadın için ölme diye

kandırdım
"

[link] 

Reply to this post

Yorum Gönder