eser miktarda yalnızlık solumak





kelimelerin eskimediği o günleri nargilenin dumanıyla örterken hatırladığınız o başarısızlıkları, yastığınızın altına saklarsınız daha fazla acıtmasın diye ruhunuzu. devrik cümlelerle anlatmaya çalıştığınız haliniz, çok uzaklardaki mutluluğa göz kırpar sizin yanağınızdan bir damla yaş süzülürken.

sövmekle sövmemek arasında gidip gelirken, sağdan soldan atılan silahlara anlam veremezsiniz. birinin üzüntüsünün birinin sevinci olması anlamsız gelir. sizi uğruna terkettiği insan sizin üzüntünüzü kendi sevinci yapmıştır çünkü. sinirle nargilenin marpucunu fırlatıp bir sigara yakarsınız, yanınızdaki de yakar, ayrı alemlerde eser miktarda yalnızlık solumanın sonucudur bu.

en sert ritimlerin kulaklarınızı tırmalamasına izin verirsiniz, gözlerinizi kapatıp koskoca bir sahnede olduğunuzu hayal edersiniz. koskoca sahnede yalnız olduğunuzu görürsünüz, herkesin size iğrenmeyle baktığını... size uzanan bir el ararsınız umutsuzlukla, onu da göremeyince sahnenin arkasından sıvışıp, tek başınıza odanıza çekilirsiniz. gelen geçen arabaların sesine aldırış etmeden sağınıza yatıp nerede hata yaptığınızı bulmaya çalışırsınız. tekrar bulamama başarısızlığını yaşadığınızda uyku girmeyen kıpkırmızı gözlerinizi açıp yataktan kalkarsınız.

sessizce bir sigara yakarsınız, içinizde bulunan herşeyin acısıyla. gözlerinizi açarsınız, garson mekanı kapatacağını söyler, hesabı ödersiniz, yanınızdaki arkadaş da sizden ayrıldıktan sonra, sokak lambalarının ışığında ağzınızda sigara, elleriniz ceplerinizde, hiç bitmeyecek gibi gelen bir yolun, kim bilir ne zaman yapılan kaldırım taşına yığılırsınız.

gerilen kaslar rahatlarken, balkonsuz bir ev olmaz diye düşünürsünüz, yaşasın toprak kokusu...

Reply to this post

Yorum Gönder