yazmak



“ne bana anlamsız gelen seçkin bir azınlık için, ne de 'yığınlar' diye bilinen şu göklere çıkarılan ideal platoncu kendilik için yazıyorum. demagogların sevdiği her iki soyutlamaya da inanmıyorum. kendim ve dostlarım için ve zamanın akışını yumuşatmak için yazıyorum.” *

herkesin bir yerlerde takıldığı gittiği şu vakitlerde, daha önceden gezme limitimi kullandığımdan oturup yazıyorum, kendim için zamanın geçmesini hafifletmek ve ferahlamak adına. ama insan yazarken düşünüyor, düşündükçe gerisi de geliyor, duramıyorsun. en nihayetinde ya bilgisayarın başından kalkman gerekiyor ya da yazıp yazıp kafanda bir sürü düşünce ile gücünün yettiği son noktada bırakman gerekiyor.

gündemin sana uymadığı vakitlerde, yazamamak iç bunaltıcı oluyor. yazdığınızda ortaya çıkanlar ise size güzel gelmiyor. hava güzelken kitap okunmuyor da, hava kötüyken de iç bunaltısı geliyor çok zaman. işte bu çerçeve herkesi zorluyor. o yüzden rutin'e alışıyor ve düşünmeyi terketip her şeyi reflekse indirgiyor insanlar. hemen hemen herkesin varabileceği kanılara ulaşmak için kendini neden zorlayasın? zaten sıkışık bir otobüste belin ağrırken en son yapacağın şey düşünmektir.

insanın düşündüklerini kaydetmesi kendisi açısından önemli. yapısı itibariyle fasit daireye düşmeye meyilli varlıklarız. bundan dolayıdır ki, sürekli aynı şeyleri düşündüğümüzü sanıp, bir adım ilerleyemedik diye kızarız kendimize. oysa yazsak ve bunları saklasak, daha farklı konulara yelken açma imkanımız olacaktır mutlaka. eski yazılarımıza bakınca, gene kendimizden referansla farklı şeyler diyebileceğimiz aciz halimizden dem vurarak.

insan; resimleri, en sevinçli anları dahi unutulmaya, silikleşmeye mahkum bir varlık olarak, düşündüklerinin ayrıntılarını kaydetmelidir. düşüncelerimiz ve onların bizdeki uzantıları daha çabuk kaybolma yetisine sahip.

* borges

Reply to this post

Yorum Gönder