gözümü kapatmadıkça deniz. burası çok garip.

burada dışarı çıkar çıkmaz her şey kendiliğinden oluveriyor. dar sokaklar, meraksız bakışlar, dükkanların ayak sesime açılan ahşap kapıları, mırıl mırıl bir sessizlik. hem süt kokusu, hem uçak gürültüsü. hem köy, hem şehir. hem tatil, hem iş. gözümü kapatmadıkça deniz. burası çok garip.

kaldırımda aheste aheste yürüyüp hızlıca yürümeme engel olan insanların ayağına, elbette yanlışlıkla basıyorum. eve geliyorum. gülümsediğime bakma, bu sadece dijital bir yalan, kafam çok bozuk. yaşam tarzımdaki bu esneklik, yozlaşma değildir. amerika 1969 da ay'a gitti. almanya ise aynı tarihte kraftwerk gibi bir grup çıkardı. hepsinden öte, sen 40 derece ateşliyken gördüğüm rüyalar gibisin.

insanların süper güçlere sahip olması değil de süper güçlerin insanlara sahip olması ilginç bir konsept aslında: hayatını adadığı işi kendi doğrularına göre yaparken teorik doğrulara uyumsuz kalanlar. polis bir de eşzamansız operasyon yapsın, hayatımıza renk gelsin. operasyonu benim evime yapsınlar da görsünler: yaralı bir ego bedenden daha ileridedir.

bir misafire yapılabilecek en büyük hakaretlerden biri de sallama çay vermektir. bu yüzden gelen polislere çay demleyeceğim. ev; günlük hayatta çoğumuza dayatılan, çaresizlikle kanıksansa bile kıymık batmış gibi sızlatan detayları barındırır. oysa isa onlara: "yargılamayın, yargılanırsınız" demişti.

biliyorum ki, hedef mezarlıktaki en zengin adam olmak değil. yanlış yolda yürümek, doğru yolda beklemekten iyidir.

avutulan ve avunan ve çoğu zaman varolduğunun bile farkında olamayacak olanların bir şeyler söyleyebilme ihtiyacı, farklılığın hiçbir zaman kabul göremeyecegi dünyaları anlatan bir masal. anlamsız soyutlanmalarımın kökündeki neden. neden mi sevdim? siz onu bir de otobüs durağında görün.

bir gökdelenin tepesinden kağıt uçak atmak istiyorum.

arkadaşlar geldi. o kadar sakinim ki telaşlanıyorlar. zira herkese yetecek kadar kendime karşı acımasızım.

"sevdikleri bir şey, herkesin mutlaka var. aman olsun. önlerine koyuyorum ve biraz susuyorlar. oyuncaklarını veriyorum, sonrası sakinlik. hayır, yumuşak karınlarından faydalanmak için değil, insanların etinden ve karnından faydalanma isteklerim, hiç olmadı ve yok. aksine onlar oyalanırken daha çok çalışabilmek, suskunluklarını ganimet bilip tahammül sınırına yaklaşabilmek için. çünkü ahmaklığın sonu sonsuz. ahmaklığın üstüne yürüyorum, üstüne basarak geçiyorum ama bitiremiyorum ahmakları, hep türüyorlar. ömürden ve sabırdan çalıyorlar, biteviye. o halde, madem âkil olup vazgeçmeyecekler, tatmin olup ses kessinler. varsın yaklaştık sansınlar, ben araya dikenli tel çekiyorum. önlerine koyup sevinmelerini izliyorum, susmalarını bekliyorum. müzikse müzik, kitapsa kitap, hobiyse hobi, paraysa para, tanrıysa tanrı, şeytansa şeytan, neye tapıyorlarsa. putlarını önlerine bırakıp işime bakıyorum." 

1 comment

DeProfundis | 28 Şubat 2011 01:12

40 derece ateş her zaman halüsinatif değildir. belki de gerçeklerle yüzleşme. sen gerçekten karşımdasın. bana ince belli bardakta bir çay ve bir dal yasal uyarılara konu olmuş bir narkotik ver. sigaralarımızın dumanı çaylarımızınkilerle raks etsin. poşet çayın aslı sallama çaydır, mecbur kalmadıkça fazla sallamamak lazım; yani kaale almamak. ateş, 39,5 olsa bile biz ona 39,5dan 40 verelim. buçuklar harcımız değil bizim.

ne diyordum, dünya kimine göre durdukça, kimine göre döndükçe tüm gökdelenleri aslında tüm göğe bakma durakları yıkılıp yerine kaçak yapılan binalar olduğunun bilinci içinde, temellerine mebzul miktarda isyan döşeyip, havaya uçuşlarını bir minarenin şerefesinden seyredelim. ardından gelsin kağıt uçaklar, selam olsun hezarfenn.

Yorum Gönder