Murat Menteş'le Ropörtaj yaptım!



Kendisini Beyazıtta yakaladım. Kırkına merdiven dayamış, merdivenin altından geçen Murat Menteş'i gördüm. Etrafındaki parfüm kokularını aralayıp gözlüğünü kapıp kaçtım. Arkamdan geldi. Sonra ropörtaj yaptık.

- Merhaba Sayın Menteş. Nasılsınız?

- Lao Tzu'nun çok sevdiğim bir sözü vardır: "Gözler sözün kaşığıdır. " Yemek yemek için, gözlüğüme ihtiyacım var, neden aldınız ki zaten? Bu arada durumum stabil, evet öyle olmalı, biraz yamalı hatta.

- Gözlüğünüz Harry Potter'ın gözlüğüne benziyor. Özellikle mi seçtiniz? Adeta bir fenomen haline geldi. (Gözlüğünü uzatıyorum.)

- Teşekkür ederim. (Sol elinin iki parmağıyla gözlüğünü takıyor.) Aslına bakarsanız kendimi orjinal kılmak adına bu tür bir seçim yapmadım, çok bir şansım yoktu. Zaten ben orjinal, biricik bir insanım. Hepimiz öyleyiz. Jani Allan'ın benimsediğim bir sözü vardır: "Bir stile uygun giyinmek manifesto yayınlamaya benzer; modaya uygun giyinmek ise, dilekçe imzalamaya." Ben dilekçe imzalamamayı seçtim, sonra herkes benim manifestomu imzalamaya başladı. Duırumdan memnun muyum değil miyim, buna girmek anlamsız.

- Kitabınızı havaya atarken bir pozunuz var, çokça ropörtajlarda kullanıldı. Amacınız neydi?

- Bilmiyorum inan ki, reklamla ilginen arkadaşların bir fikriydi. Dediğim gibi orjinal olmak için çablamıyorum, roman yazıyorum, karakterlerim ilginç. Benim ilginç olmam gerekmiyor. Ben biraz da Sartre'ın sözünü takip ettim: "Sözcükler dolu tabancalardır." Ben tabancalarımı ateşledikçe insanlar heyecanlandı ve beni öne attılar.  (Kafasına bir meteor düşmüş gibi rahatsız.)

- Çay içelim mi?

- Aslında Nietzsche'nin bir sözü bu duruma --- pardon. içelim tabii ki.

- (Çaylar geliyor. Bir yudum alıyor.) Çay edebiyatı hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce de bu konunun biraz tadı kaçmadı mı?

- Her dönemde bu tür şeyler olur. Normaldir, kültürümüzde çay önemli bir yere sahip, ama eserlerde bu imge az kullanılıyor. "Müziğin sesini duyamayanlar, dans edenlere deli gözüyle bakarlar." der George Carlin. Bunun aynısını çay edebiyatı için düşünmeliyiz bana kalırsa. Kesinlikle bir politik tarafı olduğunu düşünmüyorum ayrıca. Ayrışmaktan ziyade birbirizi tolere edebilmeyi öğrenmeliyiz.

- Karakterleriniz sizin ikincil kişilikleriniz gibi. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

-  Herkes Murat Menteş olmak istiyor, ben bile Murat Menteş olmak istiyorum. (Gülüyor.) İnsan birden gelir, herkesin mutlaka başkalarıyla ortak bir noktası vardır. Ben kendi gözlüklerimin arkasından dünyaya nazar ettiğim için karakterlerim öyle sanırım. Bilemiyorum her şeye rağmen. Olabildiğince fantastik karakterler yaratmaya çalışıyorum, ama evimde ejderha beslemiyorum.
( Gülüyor. )

- Deliren bir toplumun yazarı olmak istemiyorum demişsiniz bir ropörtajınızda. Neden böyle bir cümle kurdunuz, insanlar çok mu deli, çok mu dertli?

- Aslında o söze Goethe'nin bir sözünü aracı ederek ulaştım. "Bazen gezegenimiz acaba evrenin tımarhanesi mi diye düşünmeden edemiyorum. " İnsanlar fantastikler ve önceden tahmin edilemiyorlar. Ben 16 yaşımdayken dünyayı kurtarma planları yapıyordum, sonra annem odamı toparladı her şey boşa gitti. Ama bu tür şeyler unutlmuyor nihayetinde. Herkesin bu tür hatıraları var. Hayatınızın belli bir döneminden sonra bunlar size baskı yapmaya başlıyor, her şeyi halının altına süpüremezsiniz. Annemin de güzel bir sözü var, "Nereye koyduysan oradadır." Buradan hareket edip, bilinçaltıma yöneldim. Karakterler ve kurgular ortaya çıktı. Bunları insanlardan saklmanın güzel olmayacağını düşünerek yazdım.

- Peki kitaplarınız çok satıyor, konferanslarınız tıklım tıklım. İlgiden menun musunuz, yoksa kaçmak mı istiyorsunuz kalabalıklardan?

- Samuel Butler'ın harikulade bir sözü vardır: "Aklın peşinden yeterince giderseniz, daima akılla çelişen sonuçlara vardığını görürsünüz. " Bu yüzden bu konu üzerinde konuşmak istemiyorum. Nihayetinde hiç kimsenin beni anlamadığı veya herkesin beni anladığı ya da kimisinin anladığı şeyin ben olmadığı ortaya çıkabilir. (Uzun cümleden sonra nefes alıyor, sigarasına uzanıyor. ) Ki bunların hepsi kötü. Konferanslarıma ilginin azalması için rüküş giyiniyorum, bıyık bıraktım, retro bir hava yakaladım, hiç bir şey kar etmedi. (İmza isteyen bir kızı savuşturuyor.) İlgiden rahatsızım mı bilmiyorum, rahatsız olmalıyım mı onu bile bilmiyorum. Tam buraya uygun bir sözü vardı mevlananın hatırlayamıyorum. Yazmaktan hiç hoşlanmııyorum.

- Teşekkür ederim. Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

- Hakkımda yazmayı ve gözlüğümü çalıp kaçmayı bırakın lütfen. O benim! Ben kung-fu kursuna gittim ve elbette tam burada hatırladığım bir Sibel Eraslan sözü var: " Sabır sadece zorluklara tahammül etmek değil. Sabır gücümüzün yettiği halde zalim olmamaktır. " Size zalim olmak istemiyorum. Sizi sevebilirim bile, bundan emin değilim şu an. Son bir alıntıyla sözümü bitiriyorum: "Alıntılar size tüm anlam yelpazesini sunacaktır; tabi elinizde yeterince varsa. "

Elindeki soğuyan çayı bir tek seferde içip, gözlerini arkalarda bir yerde oyalanan insanlara çeviriyor. Gözünün önünden Rachel Corrie'nin " Hepimiz, diğer çocukları merak eden çocuklarız." sözü geçiyor.

Reply to this post

Yorum Gönder