beni harcayacaklar matmazel


Bugünün hızlı dünyasında, ne yazık ki tefekküre yer yok. Bir mahkûmun iyiye kullanabileceği bolca vakti oluyor. Bir insanın düşünmeye ihtiyacı varsa, gideceği en iyi yer, üniversiteden sonra hapishanedir.
Malcolm X

başımı öne eğip yürümeye devam etmek en iyisi galiba. baharın onlar yüzünden geldiğini sanan insanlar var. geldi sonbahar kına yakın.

depresifliğimi mazur görün, yalnızlık başa vurunca böyle oluyor. yazdığım her şey beynimde birkaç hücreyi öldürüyor. bu işe başladığımda amacım hiçbir şey söylemeyen, insanları bağlamayan şık yazılar yazıp köşeme çekilmekti. olmadı. çünkü ellerimi değdiğim her şeye ciddiyet katmak babamdan geçen bir özellik. konu yine bana geldi.

kimse özgür değil. insanlar farkında değiller. devletin kuralına uyduğunda vatandaş olabiliyorsun [Demokrasi, duymak istediğinizi sandığınız şeyi size söylemelerinin ardından diktatörlerinizi seçmenizden ibarettir. - alan coren ], patronun fikirlerine uyduğunda gazetede köşen oluyor ve dahi en çok özgürlükten bahsedenler suistimalin tillahını yapıyorlar. alkışlar, fırtınalar koparken hashtaglerle adam kurtarma çabalarımız takdire şayan. "bakın susmadım ben!" demek için yazmak, tepki göstermek mantıksız. susan kadar akıllısını göremedik henüz. kendi kapısının önünü temizleye çalışan herkes, dönüp kendi evlerine bakmalılar biraz.

" Surat asmak hakkımız diyoruz ama bunu eleştiri hakkını elimizde tutabilmek için söylüyoruz." [ismet özel]

yüz dakikalık film çekip bir sene konuşuyoruz ama daim olan sevgimizin sürekliliği. [ müslüm baba tandansı yakaladım] "can sıkıntımızdan dolayı sevdiğimiz" şeylerden vazgeçip, yalnız olmayı alışkanlık haline getirmişiz. eskiden ağzına geleni söyleyen ve prim yapmaya çalışan adamlara mal/gerizekalı/ölü taklidi yapın şeklinde yaklaşılırken, şimdi en ufak hassasiyetlerinde el üstünde tutma gibi gureba davranışlar ortaya çıktı.

sürekli "tüm insanları seviyorum lan"la başlayıp, "hepiniz ölseniz gitseniz, tek başıma geberip gitsem ne olur"a geliyorum, sonra sigarayı bırakayım diyorum, annem alkış tutuyor, dayım yola çıkıyor, kaplumbağalarım bahçenin bir köşesinde güneşleniyor, dedemin evi yıkılıyor, halan aşırı derecede kilo alıyor, kardeşim depresyona giriyor, saksısı değiştirilen bitki bile tepki koyup ölüyor, on iki senelik kesintisiz eğitim geliyor, dünyanın bir yerlerinde fırtınalar kopuyor, tsunamler kıyılara vurmak için gün sayıyor, menteş murat yeni romanını yazıyor, mehmet ali birand "eee"lerine devam ediyor, profesyonel öğrencilik yolunda emin adımlarla ilerliyor, bir dişim çekiliyor, kimisi akbilinin boş olduğunu farkedip yüzünü buruşturuyor, che'nin çantasından yeni yeni kitaplar çıkıyor.

mektubuma son verirken, hasretle tüm yüzlerinizden öpüyorum.

3 comments

N.Narda | 2 Eylül 2012 23:06

geldiğimde...neyse hele bir geleyim görüşcez:)ben de öptüm yanacıklarından junior engineer:)

Adsız | 5 Eylül 2012 22:49

biriktir yalnızlıklarını
harcamadıklarında hayat
tekdüzelik hakkımız.

Adsız | 24 Mayıs 2013 08:37

Sabri`nin golunu ararken buraya geldim, saka saka twitter hesabindan geldim. Buraya kadar az goz gezdirdim yazilariniza, burada yorum yapmazsam olurum dedim. Gocunmadan soyluyorum ki, yazdiklarinizdan pek bir sey anlamiyorum canim kardesim. Dilin bana gore agdali. Edebiyat cevrelerinin takdiri cok farkli olur tabii. Ama hep yalnizliktan oluyor bunlar bilesiniz. Boyle bir istatistik var midir bilmem ama, tahminim o ki yazan/cizenlerin evlendikten sonra urunlerinde bir dusus vardir. Evlilik aski oldurmese de duygu dunyasina bir asudelik getiriyor.

Yorum Gönder