Senden Olan Şiiri Düşürebilmek


bir başka ben sordu: sen hiç dört nala şiirler yazdın mı başın ellerinin arasındayken?
- denedim yazamadım, sen yazdın mı?
- ben karagöz öldükten sonra yazamadım. anca kafiyeli ve bol "ve" li satırlar yazabiliyorum.

işte böyle. gelgelelim benim sana yazdığım şiirleri çok az kişi beğeniyor. düşlerimde bile günahkarım.

her gün yeni bir operasyon yüreğimde, düş, daha derine in, kaybol. bekliyorum, birisi çıkarsın diye beni buradan. hatta bayrak sallıyorum. hava ısındığında burası da ısınıyor. kronometreye bastım. buradan çıkınca seni yaşlanmış görmek istemiyorum.

örümcekleri aradım. ben de onlarla gizlenmek istiyordum, gelmediler. onlara katılmalıyım. amaçsızca ama gururla arabaların peşinden, ölüm tehlikesini düşünmeden. ölmek ne ki? hayat amaçsızca yaşanmamalı. her an ölüm tehlikesinin varlığıyla ama onu düşünmeden ve çoğunlukla birisinin üzerinize basmasını bekleyerek geçirilen bir süreçtin sen.

aynı şarkıyı söylemiyoruz.

yaşadığının ve algılandığının farkına varan, bundan mutluluk duyan şiirler istiyorum. başka hiçbir şey istemeyen. örümcekler benim dostlarım, ancak insanlığı bir kez tattım artık. geri dönmem. dağlarda ve yeşilde huzur bulmam mümkün değil. elinizi tutuyorum her fırsatta, düşünecek hiçbir şey yok. gülümsüyoruz.

birisiydi, beni uyanık tutan bütün gece, ama açık gözlerle. sen sıkılır ve gülerdin. mutlu olan bir başkası gibi.

birisiydi, beni uyutan bütün gün, ama açık gözlerle. daha çok gülerlerdi bana. ama seni en çok ben sevdim. kandırdım seni.

huzurun altında dinginliğin derinlerinde mavi bir satır var aslında. çan seslerini duyduça iliklerime kadar hissettiğim bir şairin ölümü var kanımda. aklanamaz nedenler arasında bir başka benin çığlığını duyuyorum bazı geceler, her hücresinden sen fışkırıyor ve inliyor.

ölümüne üzülmeyeceğim, can çekişmen bitse artık. bazen sokaklara çıkıp avlamak geliyor içimden kime yazıldığı belli olmayan satırları. dönüp dolaşıp kendime geliyorum, karnında kocaman bir tümör konuşuyor. resmen kulaklarımı tıkıyorum. bebek sesleri beyin hücrelerimi zedelerken duvardaki resmin karnını tekmeliyorum.

içimde senden olan şiiri düşürebileyim diye.

karşıda ışıklar yanıp sönüyor. kahve ve tütün sonrası bedenen uzak ve aklımca seninim. gözlerimde suyun şafağı ve günbatımları.

dudakların değil gerdanın değil, bu hikaye bir kafein meselesi.

ikinci tekil şahsın karaciğerinden bir kadın: kara gözlü, karakaşlı, kara saçlı. intizar ömrü avare manidar kâmil insan, rüçhan bir inziva.

muhteviyatı yek mecazî, kalemden gelme. elindeki sevgi nispi, onun muhteviyatı kısmî.

nevâ inzivadan haykıran fezalara aşk-ı berhaneyi taşıdım! muhtevîyim; lal mi oldu elem-i aşk hazanda? yok mu bana bir devâ! lisan-ı halim müspet, ervahim iki büklüm...

söyle neydi bugünün derdi tasası neydi ve insanlık niye kendine yenik düştü böylesine? güvendiğin sevginin, böbürlendiğin gözlerin ve ipek saçların ve ne kaldı geriye bir anlık öfkede? yeniksin, zayıfsın, acıklısın, insansın, bensin, hiç birşeysin. hiçbir bakışın zafer değil ve sen bunu içten içe bilirsin. oyununu oynarsın, oynamazsan yer yoktur. bilirsin. tüm atasözleri deyimler ve vecizler, yalanlarla dolanlarla dandirik şarkılarla tekerlemelerle ve onlar bile bazen daha anlamlı..

anılarda kalmak başarıysa, tarihe gömülüp kalmaktan başka bir nane yiyemezsin. böyle başarının da içine etmek istersin, edemezsin çünkü senin organik vücudunu çoktan böcekler yemiştir. söz uçar yazı kalır ya hani. sen öyle san. dışlanırsın, itilir kakılırsın, küsülürsün, küçülürsün, küçülür minnacık kalırsın. çünkü küçüksün. çünkü insansın. bunu içten içe hep bilirsin.

bir şeyler karalayıp ardından yırtıp attığım kağıt parçaları var. olmasın. adımlarımı bir ileri, iki geri atmak yerine artık saymayı bırakmalıyım.. fikirlere yön tayin etmek, çayı sütle içmeye çalışmak kadar gereksiz görünüyor. belki de bu yüzden bir oltayla atıyorum kelimeleri suya, hedefi olmayan bir akıntıya kapılıyorlar. öyle. kulağımda ''rastgele'' diyecek bir sesin yankısına olan bekleyiş, daha çok sürer.

hayatımda hiç olmadığım kadar mutsuz ve huzursuzum. bu huzursuzluk sessizliği yırtarcasına öten mekanik bir horoz sesiyle aniden bitiveriyor. uyanıyorum. senden olan şiir düşüyor. güneş yükseliyor.

saplanan güneş ışığı omzumda, kemiklerime ve kelimelerime işliyor, kanım can olsun senden olan düşürdüğüm şiire, renk veriyor ellerine.. 

Reply to this post

Yorum Gönder