Ægroto dum anima est, spes est. (Erasmus, Adages, 2.4.12)

8 Ekim 2011 Cumartesi

colt üzerine

10/08/2011 09:53:00 ÖS Posted by mistrafantastic No comments

bundan 7-8 ay önce, tek sayfalık bir mecmua çıkarmaya başladım, arkadaşlarımın metinleriyle. daha sonra farklı kişiler de katıldı aramıza, daha güzel oldu.

sadece 2-3 sayı e-dergi formatında oldu. görsellerin çoğunu deviantart'dan ve melih'in çizimlerinden oluşturduk, logo tasarımlarının tamamı bana ait. her şeyiyle güzel, içinde şiir, deneme, öykü, hikaye bulunan bir şey. elimden geldiğince özgün olsun istedim, okuyan arkadaşların isteklerini de dikkate alarak daha sade ama formatımızdan da ödün vermeden bir stil geliştirdik. yazarların tek cümelelik görüşlerine de yer verdik.

şimdi geriye baktığımızda 11 sayıyı geride bıraktık. ucundan kıyısından bir arşiv oluşmaya başladı.

bu süreçte yazılarını ve deteklerini esirgemeyen arkadaşlarıma çok teşekkür ederim. aşağıda bu aradaşların yazılarını ayrıca yayınladıkları adresler mevcut. görüşlerinizi de yorum kısmından ya da mistrafantastic[at]gmail[nokta]com'dan iletebilirsiniz.

colt'un kendine özel blogu ise yolda. 

sevgilerimle.

melih:
http://gregorumsamsam.tumblr.com (haikuma kum doldu ve namı diger muhtara erişebilirsiniz)
http://adabihaserat.blogspot.com (yazar: greogrum samsam)
http://twitter.com/gregorumsamsam

murat:
http://celladimibeklerken.blogspot.com
http://twitter.com/de__profundis
http://celladimibeklerken.tumblr.com

emrah (bir sayıda yanlışlıkla yekten yazmışım :) )
http://visnelekesi.blogspot.com/
http://twitter.com/#!/visne_lekesi

mülteci:
http://gocmenburosu.blogcu.com/
http://twitter.com/#!/multeci_

2 Ekim 2011 Pazar

insanın ipana ile fırçalanmayan tarafı

10/02/2011 11:04:00 ÖS Posted by mistrafantastic No comments

"Tek kişilik bir azınlık da olsan, gerçek hala gerçektir." - Mahatma Gandhi

İnsan küçükken gördüğü rüyaları hatırlamaz, ya da rüya görmez, zaten rüyanın içinde yaşıyordur. Belki de rüyada yapabilecekleri daha kısıtlıdır, tanımadığın bir dünya ve koruyanların oldukça her keşfettiğin sana mutluluk verir, içten gelir. Belki de içten gelmesidir o gülüşleri güzel yapan, zaten yeni doğan bir ceylan gülümsemese de güzeldir. 

Sonra kendi seçtiğin dünyada yaşarsın, seçimler yaparsın, onlar seni diğer çizgilerden ayırır, her ayrım burukluk bırakır ve yorar insanı, daha fazla vücudunu dinlendirirsin, daha az beynini. Yani o öyle bir durum ki neresinden tutsan kendini yatağa zor atarsın. Kalktığında böcek olmayacağını bilerek yatmak rahatlatmaz insanı. Çünkü bu sadece samsa için geçerli bir korkudur.

Bir gün keşfedileceğini uman az-çok dindar, potansiyelli ama potansiyelini gösteremeyen, çevresinde sevilen, ortalamadan daha hassas, daha entelektüel ve bir gün mutlaka çok başarılı olacağını hissetmek kodlarımızda yazılı. Bu his bize çocukluğumuzdan miras.

Her dalga geçilmesinde, her duvara tosladığımızda, her hayal kırıklığında bu his zarar görmesin diye susuyoruz. İnsan konuşmazken bir çocuğa daha fazla benziyor. Ağzını açtığında dünyayı değiştirmek istiyor, hiçbir şey feda etmeyerek.  Hiçbir şeyini feda edemiyorsan, sürekli içine kapanmaya ve sen istemesen de onların kaybolduğunu görmeye mahkûmsun. Gün gelir, sen yatınca herkes uyanır. İsteyerek feda etmediğin her şey elinde kalanlara daha fazla bağlanmana neden olur, saplantı haline gelir. Saplantı ise sarmaşık gibi kendisinden başka hiçbir şeye yer bırakmamacasına büyür; özün ağırlığı isyanı ortadan kaldırmaz.

 Sadece elinden gelenin fazlasını yapmaya niyetlenmek ve buna uğraşmak bu sarmaşığı kurutuyor. Siz bekledikçe, her cephesi o sarmaşıklarla kaplı güzel olsa bile güzelliğini göstermeyen bir binaya dönüşürsün. Kişinin kurtuluşu, kendisi için başkasının elinden ümit kesmekledir diyor hazreti ali efendimiz. Sonunda dünyayı kurtaramayacak olsan bile, hikayenin istemediğin şekilde bitmesi önemli değil. Mutlu son dediğin, hikayeyi hangi sayfada bitirdiğinle alakalıdır daha çok.